25 Haziran 2010
12:46
"Bizim tiyatroda çok gülünüyor"
Ali Poyrazoğlu yeni oyununda toplam yedi ayrı kadını canlandırıyor.
Yazıp, yönetip, oynadığı yeni oyunu "Tanımadığım Adamlar" ile yine çok konuşulan Ali Poyrazoğlu toplam yedi ayrı kadını canlandırıyor. "En yorulduğum oyunlardan biri" dediği Tanımadığım Adamlar için iki saat önceden makyaj masasına oturan Poyrazoğlu, oyun için 12 elbise diktirmiş ve özel topuklu ayakkabılar yaptırmış. Kulisin tam bir fabrika gibi çalıştığını belirten usta oyuncunun günümüz sanatçılarına en büyük eleştirisi ise antipatik olmaktan çekinip, politik tavır koymamalarıyla ilgili...
Öncelikle yeni oyununuzdan bahsedelim. Ne kadarlık bir uğraşın sonucu bu oyun?
Ohoo... Oyunun fikirsel kurgusunu yapabilmek için bir yıl durmadan psikanalizle ilgili kitaplar okudum. Zaten ön bilgim vardı, üzerine de bol bol değişik yayınlar okudum. Uzmanlarla, doktorlarla konuştum, provalara geldiler...vb. Ama yanlış anlaşılmasın bu tıp üstüne bir gösteri değil, çok eğlenceli bir kabare gösterisi.
Oyunda dokuz ayrı bölüm var değil mi?
Evet. Biz bu oyunda delilerden bahsederken akıllı delilerden de bahsedelim istedik. Bizim de gelmiş geçmiş en akıllı delimiz Aziz Nesin'dir. Onun üç öyküsünden oyunlaştırılmış bölümlerin yanı sıra altı bölümü de ben yazdım; peşinden müzik, dans ve dekor geldi. Dekorların tamamı Altan Erbulak'ın karikatürlerinden yapıldı. Oyunda akıl hastanesindeki yönetici rolündeki Madam Arşaluz'u da, diğer 6 kadını da ben oynuyorum. Bu Madam Arşaluz karakteri benim daha önceki oyunlarımdan olan Tak Tak Takıntı'daki karakterim. Madam, üç yıl sonra bu oyunla geri dönüyor.
Madam Arşaluz'un belki sinema filmini de çekersiniz?
Filmini yapmayı da düşünüyorum. Belki TV'de de "Madam Arşaluz Şov" diye bir talk şov yapabilirim, teklif var.
Oyunun hazırlık süreci nasıl oluyor?
Sahneye çıkmadan iki saat önce tiyatroya gelip, makyaja oturmuş oluyorum. Tırnaklarım da boyanıyor. Ha bire giyinip soyunduğum için, peruklarım, kıyafetlerim, tüm malzemelerim yan yana diziliyor. Sahnenin arkası fabrika gibi bu oyunda. Benim ayağıma göre kadın ayakkabısı bulamadığımız için özel ayakkabılar yapıldı. Paris'te özel göğüs yaptırdık. 12 kostüm (altısı yedek), ayakkabılar, peruklar derken bayağı para harcadık yani...
Bu karakter geçişlerinde kaç dakikada hazır oluyorsunuz?
Arkada beni giydiren üç kişi var. Bu sayede sadece iki dakika sürüyor.
O halde sizi en yoran oyun bu mu oldu?
Yorucu bir oyun ama ben her oyunda çok yorulurum. Çünkü canımı dişime takar oynarım. Ama sanırım en çok "Kobay" adlı oyunumda yoruldum. Çok ağır bir oyundu o.
Niye oyunlarınız bu kadar ilgi görüyor?
Sonuçta seyirci tiyatroya gülmek için geliyor. Bizim tiyatroda çok gülünüyor, hiçbir yerde bu kadar gülüp eğlenemezsin. Bizim tiyatro güldürünün başkenti. Ama ben gülerken derin izler bırakan, seyircisini manen de zenginleşmiş olarak çıkaran bir tiyatro yarattım. Mutlaka zihninde değişik sorularla çıkar buradan insanlar.
Oyunun yapılış nedeni de esasen çevremize çizdiğimiz daireler değil mi?
Elbette. Çünkü insanlar kendilerini çemberlerin içine hapsediyorlar. Bu, o çemberleri kıramayıp, tımarhaneye düşmüş insanların öyküsü... İnsanların kendilerini korumak için çizdiği çemberlerin üstüne bir de toplum çember çiziyor. Kadınsın diyor, erkeksin diyor, nasıl davranman, nasıl giyinmen gerektiğinle ilgili etrafına sürekli çemberler çiziliyor. O çemberlerin sayısı giderek artıyor ve kalın kırılmaz hapishanelere dönüşüyor. Toplumun da o çemberler içinde giderek ruh sağlığı bozuluyor. Bunu ancak bu halle dalga geçerek, komedinin silahlarını kullanarak aşabiliriz.
Banu Duran