13 Ağustos 2010
16:20
"Analog makinenin heyecanı başka"
Facity projesiyle tanıdığımız Emrah Altınok, kendini ve fotoğraflarını anlattı.
Emrah Altınok, mesleğini akademisyen ve fotoğrafçı olarak tanımlasa da bu iki alanla yetinmeyip müzikle ve şiirle de yakından ilgileniyor. İki şiir kitabı, bir müzik grubu var ve son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz Facity projesi için İstanbul'daki karakteristik yüzleri fotoğraflıyor. Emrah Altınok'la hayatından, fotoğraflarından ve projelerinden bahsettik.
Emrah Altınok fotoğrafları için tıklayın...
Adınızı son zamanlarda sık sık duymaya başladık, kimdir Emrah Altınok bize tanıtır mısınız?
Emrah Altınok, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan, fotoğrafla, şiirle, müzikle uğraşan, 30 yaşında ve 30 yaşında olmayı bu aralar kafasına takan birisi...
Bunların hepsiyle aynı anda uğraşmak zor olmalı…
Evet, aynı anda değil zaten genelde. Bazı dönemlerde sadece okula, doktora tezime adapte olurken; kimi dönemlerde fotoğrafla ya da şiirle ilgileniyorum. Dönemden kastım aylar, hatta bazen seneler boyunca sürüyor. Mesela 2008-2010 arası şiirle çok ilgilendim. Şu an vaktimin çoğunu fotoğraf alıyor. Hatta fotoğraf hayatımın neredeyse merkezinde… Ama mesela 3-4 ay sonra hayatımın merkezinde bitirmem gereken doktora tezim olacak. Müzikse alttan alttan ilerliyor bu arada. Bir grubum var, elektro gitar çalıyorum. Doğaçlama enstrümantal müzik yapıyoruz. Psychedelic rock tarzında...
Hem sözel hem görsel bir şeyle ilgileniyor, bir de üstüne üstlük müzik yapıyorsunuz. Bu farklı alanlar birbirini nasıl etkiliyor?
Aslında birbirini olumlu etkiliyor. Bunların hepsinin farklı bir Emrah'tan çıktığını da söyleyebilirim. Müzikte başka bir yanımı görüyorum, fotoğrafta başka bir yanımı... Ama birbirini etkiliyor tabii, fotoğrafla yazıyı birleştirmek gibi bir projem var mesela. Onlar bence arkadaşlık edebilecek alanlar. Öncelikle istediğim, her birinde güzel işler yapabilmek. Sonra onları birleştirebilirim. Sonuçta ben sanatsal bir stil ortaya koymaya çalışıyorum. O benim stilim ve benim iç dünyamdan çıkıyor.
Fotoğrafla ilgili eğitim aldınız mı?
Ben hayatım boyunca hep kendi kendimin eğitmeni oldum. Belki de en iyi becerdiğim şey bu. Fotoğrafta da kendi kendimi eğittim. Çünkü bir şeye çok ilgi duyuyorsam bir anda ona her kanaldan sarılıyorum. Kendini eğitmek konusunda sistematik çalışıyorum diyebilirim.
Fotoğraf eğitimi almadan da fotoğraf çekmeyi öğrenilebilirsiniz mi diyorsunuz?
Evet, bence fotoğrafı eğitim almadan öğrenmek mümkün. Fotoğraf basit bir mekaniğin üzerine kurulu sonuçta. 3-4 tane değişken var. Bunların arasında sistematik bir ilişki var. Onu çözüp yaratıcı bir şekilde manipüle etmeyi başarırsan fotoğraf ondan sonra sanata dönmeye başlıyor.
Bir fotoğrafçıyı iyi yapan nedir?
İyi bir kareyi görmek yetmez mesela. Sonuçta hepimiz görüyoruz. Orada bir kare varsa, onu bin çeşit şekilde görüp bin çeşit şekilde pozlayabilirsin. Kötü bir makineyle, ışığı çok kötü kullanarak, kötü pozlayarak "İyi bir kare gördüm çektim, bak ne kadar da doğal" demek bana göre değil. Kimse onun iyi bir fotoğraf olduğunu iddia edemez. Fotoğrafçılık bu kadar basit bir şey de değil.
"Portre, çok gizemli bir alan bence"
Sadece portre fotoğrafları mı çekiyorsunuz?
Portre çekmeyi çok seviyorum, çok da gizemli bir alan bence. Bu yüzden en çok portre çekiyorum. Doğa ya da obje fotoğrafları çekmiyorum. Bir objeyi nasıl daha güzel gösteririm diye uğraşmak bana keyif vermiyor. Bir insanı nasıl daha güzel gösteririm diye uğraşmak paha biçilmez. Çünkü o fotoğrafla bir kişiyi daha mutlu etmiş olacağım. Benim işim canlılarla.
Portre fotoğraflarının nasıl bir gizemi var?
Bir objeyi 1001 farklı şekilde çekemezsiniz, o obje bardaksa bardak olarak kalır eninde sonunda. Kaç açıdan çekerseniz çekin değişmez. Ama bir insanın dudakları, burnu, kaşı, gözü, saçı değişiyor sürekli. Yüzün 2 milyon tane mimiği var. Günlük hayatın içerisinde bu sayının neredeyse tamamını bir şekilde kullanıyoruz. Bunların bazılarıysa ender olan mimikler. Hatta o aslında öyle gizemli bir mimiktir ki sevgilin aslında ona aşık olmuştur. İşte ben o mimiği yakalamak istiyorum.
Birçok insan sizi Facity projesiyle tanıdı. Siz bu projeden nasıl haberdar oldunuz?
Stumbleupon diye bir site var, ilginç siteleri keşfetmenizi sağlıyor. Projeyi orada gördüm. Minimalist, doğal ve iddiasız fotoğraflardı. Hoşuma gitti. O zaman sadece Berlin vardı. Ben de mail attım. İstanbul'u çekeyim mi dedim, çek dediler. Çektikçe kendimi de geliştirmeye ve daha iyi çekmeye başladım. Sonra işler büyüdü…
Proje aslında çok basit bir fikirden doğmuş ama aynı zamanda herkesin ilgisini çekiyor...
İlginç bir fikir olmasının nedeni sürekliliği galiba. Aynı mantıkla çekilmiş 100 tane fotoğrafı arka arkaya görünce ilgi çekmeye başlıyor.
Peki siz bu işi neden bu kadar ciddiye aldınız?
Ben de pek bilmiyorum aslında ama insanlarla iletişim kurmayı seven bir adamım, ondan olabilir. Çünkü 3-4 ay içerisinde 180 farklı modelle çekim gerçekleştiren çok az fotoğrafçı vardır. Bu gerçekten güzel bir şey. Şimdi o 180 kişiden bazılarıyla yeni projeler yapmak istiyorum mesela.
Nedir o projeler?
Birkaç tane proje denebilecek çekim gerçekleştirdim bile. Onlardan birinin adı "Oda/Room". 40'a yakın fotoğraf var. Bir sergi yapmayı düşünüyorum.
"Salt göz, burun, dudak, bu kadar!"
Model seçerken yüzlerin karakteristik olması dışında bir kriteriniz var mıydı?
Karakteristik olması dışında başka bir kriterim yoktu. Bebek çekmek istiyordum, birkaç tane çektim. Yaşlı bir yüzü çekmeyi çok istedim ama bir türlü gerçekleştiremedim. Çünkü ben hep aynı yerde çekiyorum, modellerin oraya gelmesi lazım. Bu da biraz zor oluyor.
Projenin genel amacı ve sizin kişisel amacınız nedir?
Projenin amacı hep aynı kadrajda, hep aynı ışık ve renk koşullarında, kare formatta, önden portre çekmek. Çok özel bir amacı yok. Fikir ilginç sadece. Benim yüklediğim anlamsa şu, portre fotoğrafını etkileyen ifade, saç, makyaj, kıyafet, ortam, arka plan, ışık, renk gibi birçok unsurun her biri oradaki duyguyu aktarıyor. Bunların hepsini söküp alırsan, geriye sadece portrenin ana unsuru olan yüz kalırsa, o zaman o çırılçıplak yüzle karşı karşıya kalıyorsun. İfade nötr, saç yok, makyaj yok, takı yok... Salt göz, burun, dudak, bu kadar! Kişi kendi yüzüyle karşı karşıya kalıyor.
O kadar yalın olması gerekiyorsa erkek modellerin de sakalsız-bıyıksız olması gerekmez miydi?
Mesela ben sakalım çıkmaya başladığından beri böyleyim. Neredeyse hiç kesmedim. Yani bana göre benim yüzüm bu. Sakal-bıyık da insanın yüzünü çok değiştiriyor, bu doğru. Öte yandan makyajı bir günlük yapmayıverirsin bir zararı yok, saçı da arkadan toplarsın ama sakalı kesmek zor.
Hatice Aslan, Selçuk Yöntem gibi oyuncularla da çalıştınız. Onlardan istediğiniz özel bir ifade var mıydı?
Oyuncularla çalışırken çok rahat ettim. Öncelikle onu söyleyeyim. Objektif karşısında rahat olamama gibi bir sorunları yok, o yüzden de onlarla çekim kolay oluyor. Çekimlerde genellikle nötr ifadenin gerisine bir duygu saklamaya çalıştım. Farklı duygularla da kareler çektim bol bol. Çok net bir mimik yok ama bir duygu var. Oyuncularla çalışırken bu daha kolay oluyor.
"Ben aslında analog aşığıyım"
Çektiğiniz herkesin fotoğrafını yayınladınız mı?
Hayır. 180 ayrı kişiyi çektim ve sanırım sadece 120 tanesini yayınlayabildim. Ama tabii yayınlamamamın sebebi modeller değil, çekimlerle ilgili. Mesela şehir dışında yaşıyor, bir günlüğüne geliyor, o gün de hava kapalı oluyor, o zaman istediğim sonucu alamıyorum.
Fotoğrafla hobi olarak da olsa ilgilenenlere bir şeyler söylemek ister misiniz?
Müzisyenler "Herkes mutlaka bir enstrüman çalmalı" der ya, bence herkes fotoğraf çekmeli. Ama dijitalden çok analog makineyle... Ben aslında analog aşığıyım. Dijitalin heyecanı az, çekiyorsun çektiğin hemen karşında "Aa olmadı" deyip değerlerle oynuyorsun ve sonunda onu en iyi şekilde çekiyorsun. Ama analog makinede o an ne çekersen o. Çektiğini göremiyorsun. Bu da çok sürprizli bir şey. Çekerken 36 karen var, koştura koştura fotoğrafçıya gidiyorsun ya da evde karanlık odan varsa koştura koştura oraya gidiyorsun ve ne çıkacağını bekliyorsun. O koşturma anı, o merak anı, çıkan sonuçları görmek… Bunlar tadından yenmez.
Hobimlemutluyum.com ziyaretçileri için sorularımızı yanıtlayan Emrah Altınok'a bu keyifli sohbet için teşekkür ediyor, yaratıcı projelerini merakla bekliyoruz...
Söyleşi: Elif İnci Doğruer – Fotoğraf: Serap Gecü